Türkçe ||عربــــي || English

 

Şifremi unuttum    Yeni üyelik       E-mail:     Şifre:    
   ANA SAYFA
   BİZE DAİR
   SEMİNERLER
   MAKALELER
   TERCÜME MAKALELER
   FAALİYETLER
   YAYINLAR
   SÖYLEŞİLER
   SİZDEN GELENLER
   İRTİBAT
Google Grupları
Darulhikme grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et
Tüm site içeriğinde ara
ÇOK OKUNANLAR
Rıhle Dergisinin 7. Sayısı Çıktı
İslâmî Bilincin İhyası/Ebubekir Sifil hoca
Rıhle Dergisi'nin 2. Sayisi Çıktı
İhyâu Ulûmi'd-Dîn/T. Hakan Alp
SON EKLENENLER
Karaman Hocanın "Var"ları ve "Yok"ları-3
Karaman Hocanın "Var"ları ve "Yok"ları-2
Başörtüsünün Referans Kaynakları
Dil Belası
Pakistan halkı bize bakıyor

 
  Ahmed Turan
 
 

Hayrettin Karaman Hocanın bir Fetvası Üzerine bir Değerlendirme
Ahmet Turan
Hayrettin Karaman Hocanın Bir Fetvası Üzerine Bir Değerlendirme
Soru:
Kadın sesi dinlemek caiz midir? Dinlediğimiz müziğin türüne göre cevaz değişir mi? (Örnek: tasavvuf musikisine eşlik eden bir kadın sesi veya ilahi söyleyen bir kadın sesi gibi)
Cevap:
Peygamberimizin zamanında mescidde ve başka yerlerde kadınlar, erkeklerin yanında konuşurlardı. O (s.a.) hicret ederken kadınlar ve çocuklar musikî eşliğinde karşılama yapmışlardı. Bayram günlerinde Hz. Peygamber'in evinde ve onun yanında genç kızlar, Hz. Aişe'ye sesli ve tefli müzik dinletmişlerdi. Kadının sesinin ve musikînin haram olduğuna dair sahih ve kesin bir delil (dinî açıklama) yoktur. Kadın olsun erkek olsun müzik icra ettiğinde bunu dinleyenler kendilerine bakmalıdırlar; kötü, olumsuz bir etkilenme bulunmadıkça dinlemelerinde sakınca yoktur.(Kadın şarkıcı dinlemek caiz midir?) [Bu yazı yayınlandıktan sonra Hayreddin Karaman hocanın web sitesindeki bu başlık "Kadın sesi dinlemek caiz midir?" şeklinde değiştirilmiştir].
Tenkit:
Fetvanın tahliline geçerken ilk iş olarak Hayrettin hocanın mesnet edindiği hususları tespit edelim:
1. Peygamberimiz zamanında kadınların erkeklerin yanında konuşması.
2. Hicret ederken kadınların musikî eşliğinde Peygamberimizi karşılaması.
3. Bayram günlerinde Hz. Peygamberin evinde ve onun yanında genç kızların Hz. Aişe’ye sesli ve tefli müzik dinletmesi.
4. Kadın sesinin ve musikînin haram olduğuna dair sahih ve kesin bir delil (dinî açıklama) bulunmaması.
Bu dört madde hoca efendinin fetvada kullandığı mesnetleri teşkil ediyor. Hoca efendi bunları sıraladıktan sonra fetvasına geçiyor ve kadından müzik dinlemenin hükmünün onu dinlerken insanın içinde yaşadığı duygulara bağlı olduğunu söylüyor. Buna göre hoca efendinin fetvası, kadının musikîsinin, içinde olumsuz etkilere yol açmıyorsa caiz, açıyorsa caiz olmadığını gösteriyor.
Fetvanın gerekçelerini gözden geçirirken üç çeşit hatayla karşılaştığımızı söyleyebiliriz. Bunları mantık, usul ve bilgi hataları olarak tasnif edebiliriz. Hoca efendinin göze çarpan mantık hatası, fetvasında gözlemlediğimiz tutarsızlıklar da yatıyor. Hoca efendi, -birinci ve dördüncü maddelerde- kadından şarkı dinleme meselesini normal kadının sesi ve genel musikî bağlamında ele alıyor. Kadının erkeklerin yanında konuşmasıyla şarkı söylemesi arasında önemli farklar bulunduğu ve bunların aynı hükme tabi olmayacağı hususu gayet açıktır. Bunlar, biri diğerinin yerine kullanılabilecek veya birinin cevazıyla diğerinin cevazına hükmedilebilecek türden müşterek konular değildir. Kadından müzik dinlemenin hükmü, ne normal şartlarda kadının sesinin hükmüyle açıklanabilir, ne de normal musikînin hükmüyle. Nitekim Ehl-i sünnet imamları, çoğunluk belli şartlarda kadının sesinin avret olmadığına hükmettiği halde, kadından şarkı dinlemenin caiz olmadığında ittifak etmişlerdir.
Zaten hoca efendi de bundan tatmin olmamış olacak ki, başka deliller aramış ve ikinci ile üçüncü maddelerde meseleyi, asr-ı saadet döneminde kadınların musikî icra etmesine dayandırmış. İşte hoca efendinin, biri usul diğeri bilgi yanlışı olmak üzere ikinci ve üçüncü hataları da bu iki maddede kendini gösteriyor.
Hoca efendinin ikinci maddede zikrettiği kadınların musikî eşliğinde Peygamberimizi karşılamasıyla ilgili rivayetler günümüz şarkıcı kadınlarını dinlemenin cevazına mesnet olarak kullanılabilecek rivayetler değildir. Hoca efendi söz konusu rivayetlerde geçen "cevarî, velâid, imâ, kaynât" gibi kelimeleri, genel olarak "kadınlar" diye tercüme etmekle ciddi bir usul hatası yapmıştır. Buna bilgi hatası demiyorum; çünkü hoca efendi bu gibi kelimelerin yaygın olarak hür olmayan kadınlar için kullanıldığını pek ala bilir. Burada aslında bir muğalatadan da söz edilebilir. Yani bir delili kapsam alanı dışında işletmeye çalışmak gibi bir mantık hatasından söz edebiliriz.
Hür kadınlarla cariyeler arasında –mahremiyet hükümleri başta olmak üzere- önemli hüküm farklılıkları bulunduğu ve üzerinde konuştuğumuz konunun da bu farklılığın tebellür ettiği konulardan biri olduğu halde hoca efendinin böyle bir tercüme hatasına düşmesi ihmale yorulabilecek türden değildir. Bir de söz konusu rivayetlerin haram-helal, cevaz-adem-i cevaz gibi ahkam meselelerine malzeme olarak kullanılması vehameti ciddi boyutlara taşıyor.
Gerekçede zikredilen hadiseyle ilgili rivayetlerin tedkikine gelince, Hz. Peygamber efendimiz (s.a.v.) Hz. Ebubekir (r.a) ile birlikte Medine'ye teşrif ettiklerinde, Medine'de bulunan Müslümanların kendilerini nasıl karşıladığına dair ilgili rivayetlerde çeşitli ifadeler vardır. Bazı rivayetlerde Medineli bazı cariyelerin (imâ) çıkıp "Muhammed geldi, Muhammed geldi" diye seslendikleri, bazılarında çocukların (ğılmân) ve hizmetçilerin (hüddem) "Muhammed geldi, Allahü ekber" diye sevinç çığlıkları attıkları nakledilmiştir. İbn-i Hacer'in ifadesiyle, Hakim'in tahriç ettiği bir rivayette de, Medine'den Benî Neccâr sülalesinin cariyelerinin çıkıp def çalarak "bizler Benî Neccar'ın cariyeleriyiz, Muhammed ne güzel komşudur!" dedikleri bildirilmiştir. Aynı hadisi anlatan başka bir rivayette de Medineli cariyelerin (velâid) çıkıp meşhur Talea'l-Bedru'yu söyledikleri nakledilmektedir.
Görüldüğü gibi rivayetlerde sevinç çığlıkları atan veya def çalıp kaside okuyan kimseler küçük çocuklarla cariyelerdir. Bu rivayetlerden birincisi Buharî tarafından tahric edilmiştir. Bu rivayet sahih olmakla birlikte cariyelerin def çalıp kaside söylediğine dair bir ifade içermemektedir. İkinci rivayet de Buharî'nin rivayetinin farklı bir varyantıdır. Bu rivayette def ve kasideden söz edilmediği gibi bağıranların kadın olduğuna dair bir ifade de yoktur. Kadınların kaside/şiir söylediğini bildiren rivayetler ise üçüncü ve dördüncü rivayetlerdir. Dördüncü rivayet İbn-i Hacer'in de temas ettiği gibi munkatıdır, usul açısından ahkâma mesned olamaz. Üçüncü rivayet yine İbn-i Hacer'in ifadesiyle Hakim tarafından Şeyhayn'ın şartına uygun olarak tahriç edilmiştir. Fakat ben Hakim'in el-Müstedrek'inde böyle bir hadise rastlayamadım. Muhtemelen, -İbn-i Hacer'in sehvi mevzu bahis değilse- el-Müstedrek'in İbn-i Hacer'in elinde mevcut başka nüshasında böyle bir rivayet olabilir.
Üçüncü rivayeti Hakim'in tahriç ettiğini tespit edemesem de aynı rivayetin başkaları tarafından tahriç edildiği sabittir. Bu rivayetlerin bir kısmında Neccar oğullarından cariyelerin (cevârî/kaynât) hicret sırasında kaside söylediği, bazılarında da Medine'de bir düğün sırasında kaside söylediği (İbn-i Mace, 1899) ve Peygamberimizin onlara dua ettiği nakledilmektedir ki, anılan rivayetler makbuldür. Fakat bu rivayetlerin hemen hepsinde def çalıp kaside söyleyen kızların cariye oldukları açıkça ifade edilmektedir. Bunun gibi üçüncü maddede Hz. Aişe'nin, Peygamberimizin yanında kasidelerini dinlediği kadınlar da (câriye/kaynât) birer cariyedir. Burada da hoca efendi aynı usul hatasını tekrar etmiş ve cariyelerle ilgili bir rivayeti günümüz kadın şarkıcıları için mesnet kabul etmiştir.
Burada ısrarla, konumuzla ilgili rivayetlerde geçen asr-ı saadet cariyelerinin hür kadınlar şeklinde anlaşılmasının hatalı ve ciddi bir kavram kargaşasına sebebiyet verdiğini söylüyoruz. Bundaki ısrarımız, aslında fetvanın tek dayanağı olan bu rivayetlerdeki "cevârî" ve "kaynât" gibi kelimelerin yaygın kullanımını ve asr-ı saadet dönemi Arap toplumunda hâkim sosyal ve kültürel ortamı hesaba kattığımız içindir. Bu kelimeler, yaygın kullanımı itibarıyla bilinen kadın köleler anlamına gelir. Ayrıca kaynât kelimesi, çoğunluk şarkıcı cariyelere kullanılır. Cevârî kelimesi, -hocanın istidlaline temel kabul ettiği gibi- bazen "yeni ergen olmuş genç kız" manasında kullanılsa da, bu, o dönemin sosyal ve kültürel koşulları dikkate alındığında gündeme getirilebilecek bir ihtimal değildir. 
Hocanın bir diğer hatası bilgi eksikliği olarak dördüncü maddede karşımıza çıkıyor. Burada hoca efendi, kadının sesinin ve musikînin haram oluşuna dair sahih ve katî bir delilin olmadığını söylemekle doğrusu işi karambole getirmeye çalışıyor. Şöyle ki, soru kadının musikî icra etmesiyle alakalı olduğu halde, hoca efendi burada kadının sesinin veya genel musikînin hükmünden bahsediyor. Şimdi hocanın bu cümlesini hızlıca okuyan biri, buradan, kadının şarkı söylemesinin haram olduğuna dair güçlü bir delil olmadığı zehabına çok rahat kapılabilir. Dolayısıyla bağlamı hesaba katılarak bu ifadelerin kadının şarkı söylemesiyle alakalı olduğunu düşünmek hoca efendiye haksızlık anlamına gelmeyecektir. Şu halde hoca efendi çalgıcı kadınları (muğanniyât/kaynât) ve çalgı aletlerini (meazif/melâhî) yeren, onların kullanımını nehy eden ve ahir zamanda şarkıcı kadınları dinlemenin mübah kabul edileceğini bildirerek bu tutumu zemmeden onlarca sahih hadisi gözden kaçırmış olmalıdır.
Evet, doğrusu burada içim rahat değil, hoca efendi bu rivayetleri görmemiş olamaz. Kaldı ki, sadece kadının sesinden ve sadece musikiden söz ederek seçme ifadeler kullanması, onun bu gibi rivayetlerin pekâlâ farkında olduğunu gösteriyor. Ama hocanın farkında olmadığı –ya da farkında olmak istemediği- bir şey var ki o da, günümüz şarkıcı kadınların Neccâr oğullarının cariyeleriyle değil, işte zemmedilen bu sonuncu kadınlarla/müğanniyâtla ilişkilendirilmesi gerektiğidir.
Fetvanın can alıcı noktasını teşkil eden son cümlede hüküm kişilerin kendi inisiyatifine bırakılıyor ve dikkat edilirse burada kadın erkek arasında bir fark görülmüyor. Ayrıca "olumsuz etkilenmek" nedir? Bu da havada duruyor. Haram helal gibi bir hükmün böyle şahıstan şahısa değişebilen ve açık kriterlere istinad etmeyen bir hale/duyguya bağlanması da usul açısından hatalıdır. Çünkü usul-i fıkıh da hükme illet olduğu iddia edilen şeyin zahir ve munzabıt/standart olması gerekir.
Konunun teorik boyutu bir tarafa, bu fetvanın pratiğinde de ciddi belirsizlikler var. Acaba olumsuz yönde etkilenmekten maksat, şarkı söyleyen kadınla cima hayalleri kurmak mıdır? Yoksa dinleyen kişinin kalbinin ona meyledip, şarkıcıya karşı sıcak duygular hissetmesi midir? Veya söyleyen kadın ya da erkek olsun, şarkı dinlediğimizde içimizde en ufak bir kıpırtı veya farklı çağrışımların oluşması mı kastediliyor?
Eğer sonuncusu kastediliyor ise, fetvayı böyle bir kayda bağlamakla kadından musikî dinlemeye cevaz vermemek arasında bir fark yoktur. Zira özellikle bir kadın şarkıcı dinleyip de en ufak bir duygu ve çağrışıma kapılmayacak kimse nadirattandır ki, fıkıhta nadirata itibar yoktur.
Eğer ikinci şık kastediliyorsa, kadın şarkıcı dinleyip de böyle bir duyguya kapılmamak da zordur. Zira kadın şarkıcılara hayranlık duyan, meşhur şarkıcılara âşık olan gençlerin sayısı yüz binlerle ölçülmektedir. Çoğunluk insanlar böyle bir duyguya kapılabilir, içlerinde o kimseye karşı bir sevgi oluşur.
Eğer birinci şık kast ediliyorsa, bu azınlıktır ve fetvada böyle bir kesimi hesaba katmak bir dereceye kadar makuldür; ama böyle bir ölçünün hocanın elindeki delili nedir. Elverir ki, hocanın onu da açıklaması gerekirdi. Peki şimdi hoca efendi hangi şıkkı kastetmiştir ve bu fetvayı okuyan kişi neye göre hareket edecektir. Şunu anlamak için kehanete gerek yoktur ki, çoğunluk insanlar burada olumsuz etkiden birinci şıkkı anlayacaktır. Çünkü memleketimizde çirkin addedilen bu şıktır. Kötü duygular dendiğinde insanların zihninde hemen bu durum canlanacaktır. Toplumumuz maalesef ikinci şıkkın kötü ve gayr-i ahlakî olduğunu düşünemeyecek kadar dejenere olmuş vaziyettedir. Şu halde burada belirsiz bir ölçü getirmek suretiyle insanları yanıltmak vardır.
Ayrıca sonunda hükmün getirilip insanların kendi takdirlerine bırakıldığı fetvalar şöyle bir paradoksa yol açıyor. Kadın şarkıcıyı dinlediği halde kalbine kötü bir şey gelmeyecek olan kişi zaten iyi bir zahid olmalıdır. Böyle bir kimsenin müzikle ilgili bir sorusu da olmaz. Dolayısıyla böyle bir fetvanın anlamı yoktur. Eğer bir insan aksine kadın şarkıcıyı dinleyip de olumsuz yönde etkilenecek kadar kendine sahip olamayan biriyse, aynı adamın bizim verdiğimiz fetvaya binaen çekinip müzik dinlemeyeceğini nasıl bekleyebiliriz? Bu durumda da verdiğimiz fetva uygulama açısından hiçbir kıymet ifade etmez ki yine anlamsız demektir.
Fetvanın bir başka yanıltıcı tarafı, bir insan baştan kötü etkileneceğini bilmiyorsa bu durumda kadından musikî dinlemesine cevaz veriyoruz, demektir. İş böyle olunca da bir amelin hükmü o amelin yapılmasına bağlanmış oluyor. Oysa amelin yapılıp yapılmaması için hükmünün önceden bilinmesi ve ona göre yapılıp yapılamayacağına karar verilmesi gerekir. Peki aynı kimse dinledikten sonra kötü duygu hissettiğini fark etse bu durumda ne olacak? Verilen fetvaya göre bu kimsenin başından beri musikî dinlemesi haram olmuş olacak. Bu durumda o haramın vebalini kim üstlenecek?  
Sonuç olarak Hayrettin Karaman hoca efendinin mezkûr fetvası, gerek istidlal mantığı, gerekse iftâ ve içtihat usûlü açısından tutarsızlıklar arz etmektedir. Ayrıca konuyla ilgili rivayetler ve bu rivayetlerin tahlil ve izahları hakkında yeterli araştırma yapılmadığı, kısa yoldan arzulanan sonuca varılmak istendiği gözlenmektedir. Üstelik milyonlarca Müslümanı ilgilendiren ve haram-helal çerçevesine giren bir konunun, böyle düz mantık işlemleriyle çözümlenmeye çalışılması, iftâ ve irşad makamında olan büyüklerimizin taşıdığı sorumluluk ve ciddiyetin ne boyutlarda olduğunu göstermesi bakımından esef vericidir.
Ahkâmü'l-Avrati ve'n-Nazar, s. 105.
Fethu'l-Bârî, c. 7, s. 7.
en-Nihaye fi Garîbi'l-Eser, c. 4. s. 118.
Lisânü'l-Arab, c. 14, s. 143; es-Seâlibî, Kitabü Fıkhi'l-Lüğa, s. 93.
Sahih-i Buharî, 5590; Hakim, el-Müstedrek, 8572; Müsned-i Ahmed bin Hanbel, 22285.

 

Ekleme zamanı: 13.11.2007
Bu Yazı Toplam 14837 Defa Okunmuştur

BU HABERİ

Yazdır

Arkadaşına Gönder

Yorum Ekle
Yorumlar Bu Habere Toplam 5 Yorum Eklenmiştir.
Hocam ALLAH c.c. razı olsun sizler ile tanıştığıma çok sevindim elhamdûlillah..Çok güzel tenkitde bulunmuşsunuz..Subhanallah bu hoca kendi düşüncelerinde yatanları bizzat söylemiş hocam. Bir gün RasulAllah (s.a.v) efendimiz kızı Hz. Fatıma' ya şöyle der ; - Cennete giren ilk kadın kimdir biliyormusun ? Hazreti Fatıma cevap verir ; - Ey Fahr-i Kainat ben değilmiyim ? RasulAllah efendimiz der ki ; - Hayır, filan yerde filan evde bir kadın var o dur. Hazreti Fatıma şöyle der ; - Ne amel işlemektedir de cennete giren ilk kadın olacaktır RasuAllah efendimiz cevaben git onu ziyaret et görürsün der. Hazreti Fatıma hazırlanıp o kadının evine gider. Kapıyı çalar çok çirkin bir ses ona cevap verir. - Kimsiniz ? Hazreti fatıma şöyle der ; - Ben Fatıma. - Hangi fatıma? Der kadın, Hazreti Fatıma şu cevabı verir ; - Rasualllah (s.a.v) in kızı Fatıma. Kadın şöyle seslenir. - Kusura bakma iki cihan serverinin kızı, Kocam şu an evde yok, kendisi benden başka kimseye Kapıyı açma dedi, Bende söz verdim açamam ey rasulllahın kızı. İstersen yarın gel başımın üstünde Yerin var sana canım kurban, O zamana kadar kocamdan izin alırım. - Peki, Tamam.. der Hazreti Fatıma Ertesi gün olur, Hazreti Fatıma yine o kadına giderken yanına Hazreti Hüseyin gelir, Beni de götür Der, Hazreti Fatıma oğlunu kıramaz ve tamam gel beraber gidelim der. O kadının evine gelirler Kapıyı çalar. - Kimsiniz ? der kadın Hazreti Fatıma cevap verir; - Benim, Fatıma. Kadın şöyle der, - Ey cihan serverinin mübarek kızı yanında bir erkek çocuğunun sesi duyulur. Kimdir O ? der. - Benim oğlum Hüseyindir. O da peşime takıldı gelmek istedi bende kıramadım. diye cevap verir Hazreti Fatıma. Kadın Üzülerek şöyle der. - Kusura bakma Ey Rasul kızı Hazreti Fatıma, Ben kocamdan sadece senin için izin istedim Oğlun Hüseyin için istemedim. Sen bugün git yarın gel o zaman Hüseyin içinde izin isterim. - Peki, Tamam... Der Hazreti Fatıma. Evine döner. Ertesi gün olur. Hazreti Fatıma ile Hazreti Hüseyin tam yola çıkacakken kardeşi Hazreti Hüseyini gören Hazreti Hasan ağlamaya başlar beni de götürün der, Hazreti Fatıma oğlunun bu isteğini kıramaz ve Onu da yanına alır ve yola çıkarlar. Kadının evine gelirler. Kapıyı çalar ve yine o çirkin kadın sesi cevap verir. - Kimsiniz ? - Ben Fatıma. der - Yanında kim var Ya RasulAllahın Kızı Fatıma - Oğlum Hüseyin var birde Hasan var, Hüseyini gelirken gördü ağladı, gelmek istedi bende kıramadım. Kadın Üzülerek cevap verir ; - Kusura bakma Ya Rasul kızı Fatıma ben kocamdan sadece sen ve oğlun Hüseyin için izin aldım Hasan için Almadım yarın gel kocamdan Hasan içinde izin alayım. der Hazreti Fatıma ; - Peki, Tamam der.. Ertesi gün olur. Hazreti Fatıma, Hazreti Hasan ile Hüseyini yanına alarak o kadının evine giderler. Kapıyı Çalarlar - Kimsiniz ? der kadın. - Ben Fatıma. - Yanında Hazreti Hüseyin Ve Hazreti Hasan' dan başka biri var mı Ya Rasul Kızı Fatıma. - Hayır yok. der Hazreti Fatıma Ve kapıyı açılır, Kapıyı açan o kadar güzel bir kadındır ki yüzünden nurlar akıyor. Çok güzel örtünmüş Çok güzel bir kadın. Ağzını açar ve bir misket büyüklüğünde taşa benzeyen bir cisim çıkarır ve ; - Hoşgeldin Sefa getirdin Ey RasulAllahın kızı Fatıma. der Hazreti Fatıma ilk olarak kocasına olan itikatını beğenir. Ve Şöyle der. - Üç gündür Kimsiniz diyen yaşlı kadın senmisin ? der - Hayır. Der kadın. - Peki o yaşlı kadın kimdi ? - Yaşlı kadın yoktu Ya RasuAllahın Kızı Fatıma, ağzımda taş vardı o yüzden sesimi değiştirdim - Peki neden değiştirdin, der Hazreti Fatıma Kadın Şu Cevabı verir. - Belki sesimi duyupta yoldan geçen bir erkek şehvetlenir, Kötü amel işler diye değiştirdim Ya hz fatıma
22.08.2008, Ammar
Allah(c.c) sizden razı olsun siteniz çok güzel yeni üye oldum. inşaallah ehlisünnet inancının yayılmasında yardımcı olur.karaman hoca heralde kendini müctehit olarak görüyor, tamam ictihat kapısı açık lakin kapalı bir konu yok herşey açık ve deliller sağlam iken ortalığı karıştırmanın ne anlamı var anlamış değilim.Allah(c.c) cümlemizi ehli sünnetin yolundan ayırmasın.
21.11.2008, ahmet ünsal
alemlere rahmet eden Allah ın adıyla.... Hocam yapmış oldunuz bu anlamlı ve bir okadarda zihin fesadına yol açan düşüncelere karşı kati surettte cevap olan çalışmalarınızdan dolayı teşekkürllerimizi borç bilmekteyiz. bu ve bunun gibi hadislerin ve delillerin işine gelen kısmını kendine delil sayan işine gelmiyeni ise hiç yokmuş gibi adleden ve insanlardan saklamaya cesaret eden kişileri sizin bu çalışmalrınız bir nebze olsa duraksatacaktır. Umarım siz ve sizin gibi değerli hocalarımızın göstermiş olduğu ve inkarı müstahil olan gerçeklerin farkına bu Allahın hidayetine şiddetle muhtaç olan insanlarda kulak verir de belki Allah celle celaluhu nun hidayetine mazhar olurlar. Böylece biz cahiller insanlarda kulağımıza ve nefsimize hoş gelen cavzlardan kurtulmuş oluruz. GÜNAHLARI KAHREDEN YÜCE ALLAHIN RAHMETİ ÜZERİNİZE VE ÜZERİMİZE OLSUN....
02.12.2008, ismail şenel
A.Turan Hoca'nın görüşleri makul ve getirdiği deliller de önemli.Kadının şarkı söylemesi başlı başına bir fesat durum.İlahi söyleyebilirmi!?Namehreminin karşısında kadına getirilen sınırlamalar düşünüldüğünde, hayır!Konuyla ilgili uzun bir yorum getiren "ammar" kardeşin bahsettiği menkıbe Allah muhafaza baştan sona "tehlikelerle" dolu yanlışlıklar içermektedir.Bir kere neden Cennete ilk gircek olan Hz.Fatıma olsun!?Eğer kadının ağzına çakıl alması cennete girmekle ilgili bir durum ise bunu Rasulullah herkesden daha iyi bilir ve çocuklarına ve eşlerine bunu emrederdi.Hür bir kadın kocanın cariyesi değildir.Eğer kapıyı Rasulullahın Kızına dahi açamıyorsa böyle biri iyi bir örnek olarak gösterilemez.Menkıbeler dini metinler değildir.Çoğu zaman insanları ifsad eden hikayelerle doludur.Hidayet kaynağı Kurandır,örneğimiz de Rasulullah ve onun pak Ehlibeyti dir ve ölünceye kadar Rasulullahın izinden giden Ashabıdır.
22.02.2009, Atilla Morçol
Menkıbeler dini metinler değildir..demişsiniz Sevgili Atilla Morçal Ben burda tehlikeli menkıbe olduğunu düşünmüyorum..Sizler aşşağıda verdiğim hadislerden yola çıkarak tefekkür ediniz.. 1-''Bir kere neden Cennete ilk gircek olan Hz.Fatıma olsun''demişsiniz..Bu hadisler yanlız buharide geçer,ayrıntıyı öğrenmek istiyorsanız,diğer hadis kaynaklarına bakabilirsiniz..-Resulullah (sav) Fetih senesinde fatıma`yı çağırarak hususi konuştular. fatıma ağladı. Sonra tekrar hususi olarak konuştular. fatıma bu sefer güldü. Resulullah (sav) vefat edince, fatıma`dan o ağlama ve gülmesi hususunda sordum. Dedi ki: "Önce, Resulullah (sav) bana öleceğini haber verdi, ben de ağladım. İkinci konuşmamızda benim, İmran kızı Meryem hariç diğer kadınların cennette efendisi olacağımı müjdeledi, bunun üzerine güldüm."kütübi sittede yer alır.. 2-.''Eğer kapıyı Rasulullahın Kızına dahi açamıyorsa böyle biri iyi bir örnek olarak gösterilemez''demişsiniz..Ey Allah`ın Resulü!" dendi, "hangi kadın daha hayırlıdır?" "Kocası bakınca onu sürura garkeden, emredince itaat eden, nefis ve malında, kocasının hoşuna gitmeyen şeyle ona muhalefet etmeyen kadın!" diye cevap verdi.HadisNo: 3298 3-Koca hakları ile ilgili dini hükümler elhamdûlillah çok bariz bir şekilde açıklanmıştır,araştırınız.. 4-''Eğer kadının ağzına çakıl alması cennete girmekle ilgili bir durum ise bunu Rasulullah herkesden daha iyi bilir ve çocuklarına ve eşlerine bunu emrederdi''demişsiniz..ALLAH c.c emrediyor..(Ey nebi hanımları, siz diğer kadınlar gibi değilsiniz. Allah'tan sakının, edalı, yumuşak konuşmayın, kalbi bozuk olan, ümide kapılır; hep ciddi konuşun!) [Ahzab 32] 5-Allahü teâlâ, kadının namahremle yumuşak sesle konuşmasını men ediyor. (Mektubat-ı Rabbani 3/41) Ben sizin tehlikeli dediğiniz menkıben yola çıkarak yukardaki ayetleri ve hadisleri sizlere delil olarak getirdim.Menkıbede olsa içinde anlatılan ve uygulamaya sokulması gereken,dersler vardır..Selametle
25.02.2009, Ammar
Diğer Yorum İçin
Karaman Hocanın "Var"ları ve "Yok"ları-3
Dr. Ebubekir Sifil

Günümüzde İslamî İlimler Eğitimi Müfredatı: Mülahazalar III
Talha Hakan Alp

Başörtüsünün Referans Kaynakları
Dr. Serdar Demirel

Neden Âdâb-ı Şer’iyye Yahut Problem Nerede?
M. Fatih Kaya

İslam Dünyasından Alim ve Davetçileri Ağırlamaya Devam Ediyoruz.
Ömer Faruk Tokat

Dini Yükseltmek mi, Din ile Yükselmek mi?
Murat Türker

Hanefî Mezhebinin Meşhur Metin Kitapları II
Orhan Ençakar

İmam Tahâvî Biyografisine Bir Katkı
Abdulkadir Yılmaz

Bonaparte’dan Zağlul’a Mısır’da Masonluk
Yusuf Hanif

Hayrettin Karaman Hocanın bir Fetvası Üzerine bir Değerlendirme
Ahmed Turan

Tevfîk el-Hakîm
Abdullah Zerrar Cengiz

Kelam İlmi ve İslam Akâidi Şerhu’l-Akâid İsimli Tercüme Üzerine
Tedkik Komisyonu

İKTİBAS
Şarkiyatçı Bakış Açısının Din Araştırmalarına Etkisi
Dr. Murteza Bedir

Dâruşşafaka Cd. Başmüezzin Sk. No: 1 Fatih - İstanbul
Tel: +(9)0 212 631 24 43    Fax: +(9)0 212 532 11 34   e-posta: bilgi@darulhikme.org.tr
Hesap Bilgileri: Türkiye Finans Katılım Bankası, Yavuzselim Şubesi, Daru'l-Hikme adına,
Hesap No: 263255-1
 
Ana Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
    copyright verigoo 2007